yaz.kabul ediyorum...
siyah ve defter dolusu kayıplar boşlukta uçmaktaydılar. uzun gecede başında dolanan dumanları solumaktaydım. az bir zaman kaldı heceleri yutmaya...
kabul kabul kabul...
kısmadan anlamıyorum sadece birazcık ve sadece
olgunluk, saatlerce dolanmış dilime
tapınacak kadar hassas bir dille söylenmiş uğultulu şarkı
karanlıkta bütün bir parçaydı kaybolan
uzaklaşan dumanların arasında boğularak o kara gölgeden çıkan...
deli bir kederle ve kanlı bir kafayla yazılmış, boğulmuş düşünceler...
askıya almak kadar kederli ve pencerede kalmış koyu
bisküvinin kederi var mı acaba? hain olmalı onun kederi ve bulanık denizde bir çekmece içinde açılmaması gereken suratsız kapı
tünel döndü döndü ve kapıma düştü, büyük bir gürültüyle. o sırada şeker yiyordum kırdım ve onu bir çöpe attım. mavi salaklar öğütülmüş beyinlerini saklasın diye bozuk para
işlek caddede karşıya geçmeye çalışan küçük uyku
patlamış mısır elinde ve sinirli terlikler cebinde
rekabet olmamalı
derken birden gelir ve terketmeden bu dünyayı ömür boyu susar
çok geçmiş adı fani
ilelebet uyumak geri dönüşü olmadan durmak tersine gitmek saatlerce saatlerce dönmek
veda etmek alışkanlıklara bazen.
levrek örtmek kabaca telaffuz edebilmek
ince ince gülmek...